Insanlarin birbirleriyle, geçmis ve bugünleriyle iletisim kurabilmelerinin onemli ve anlamli oldugunu düsünüyorum. Resimlerimin içeriginde sinirsiz iletisim yöntemlerine odaklanirken kendi geçmisim ve bugünümle olan iletisimimi de sorguluyorum. Içinde bulundugum farkli kültürler resimlerimde zaman zaman biryerlerde karsilasiyor.

Çocuklugumda her yaz babaannemin ziyaretine giderdik. Babaannem Karadeniz kiyilarinda küçük bir köyde yasardi. Bu köyde insanlarin evleri birbirinden uzak ve daglik bir cografyadaydi. O zamanlar cep telefonlari hayatimiza henüz girmemisti hatta o daglik cografyada evlere telefon hatlari bile çekmek olanaksizdi. Insanlar birbirleriyle iletisim kurmak istediklerinde daglarin tepesinden farkli seslerle bagirarak anlasirlardi.

Bu anilar ve ailemden, gelen bazi esyalar binlerce kilometre uzaklarda bile benim geçmisimle iletisim kurmami sagliyor. Resimlerimde düz ve derinlik ifade eden yüzeyleri birarada iletisimin duygusal ve teknik zitligini vurgulamak için uyguluyorum. Organik formlar bana her zaman sicak ama özlem dolu anilarimi çagristiriyor. Birbirine yakin, içiçe geçmis formlar soguk renkleriyle iletisime ragmen sonsuz yanlizligi da hissettiriyor.

Nilüfer Öztürk